Arşiv

Posts Tagged ‘squash’

Veni! Vidi! Vici?

Nisan 22, 2009 2 yorum

gümüş madalya sahibini buluyor

Dört gün aradan sonra – ve yoğun istek üzerine -  tekrar sizlerleyim sevgili okularım. Döndüm ki ne döndüm! Gümüş madalyayla!!

Coşkumu yine amerikanca ifade etmek ve Suck it biaaatch! diye haykırmak istiyorum.

Gazımızı attığımıza göre konuya girebiliriz.

Efendim, blogu takip edenlerinizin bileceği üzere dün okulda (bkz. Bilkent Üniversitesi) squash turnuvasına katıldım. Squash oynamaya yaklaşık 2 ay önce başladığım için başlangıç seviyesinden girdim doğal olarak. ”Başlangıç seviyesinden girmişsin, bi de hava mı atıyosun?” dediğinizi duyar gibiyim. Henüz demeyin.

Erkek başlangıç seviyesinden giren sadece 4 kişiydik, haliyle herkes (servis geçmeli, 9 sayı üzerinden 2 set alanın kazandığı) üçer müsabaka yaptı, bendeniz de üç müsabakanın ikisini kazanarak 2. oldum. Yani, veni tamam, vidi de var ama vici tam olmadı sanki. Hah, şimdi deyin ne diyecekseniz.

Benim de diyeceklerim var zira. Keşke son senemde değil de okula girdiğim sene başlasaymışım squash’a. Halamızın da bıyığı olsa amcamız olurmuş diyerek hayıflanmayı kısa kesiyorum. Napalım yeni başladık. Mecburen başlangıç seviyesinden giriyoruz turnuvaya. Önemli olan devam ettirmek ki raket parası evlat acısı gibi koyduğu için çok büyük ihtimalle devam ederim ben bu spora.

Başlangıç seviyesi olsa da, hayatımda girdiğim ilk squash turnuvasında oynadığım üç müsabakadan ikisini kazanmışım, dimi? Neredeyse % 67 başarı oranı yani. Daha ne? Ayrıca hemen belirteyim, finalde (9-2, 9-2) kaybettiğim rakip başlangıçtan ziyade orta seviyede bir oyuncuydu ama ilk turnuvası olduğu için başlangıç seviyesinden girebilmiş. Kaybettiğim için çamur atmıyorum, gerçekler böyle. Dolayısıyla, kendimi fahri 1. ilan ediyorum. Oldu mu sana %100 başarı oranı?

gümüş

Şu çömez halimle dünkü turnuvaya ve genel anlamda squash’a ilişkin söyleyebileceklerim:

  • Babam yaşında at kuyruklu hocaların nasıl oynadıklarını görünce daha 40 fırın ekmek yemem gerektiğinin daha bi farkına vardım. İleri seviyede oynanınca çok hareketli, heyecanlı ve yalnızca kaslardan ziyade kafayı da çalıştırmayı gerektiren bir spor.
  • Belki masa tenisi hariç olmak üzere raket sporlarıyla uğraşan kızların genel anlamda vücutları, ama özellikle bacakları inanılmaz oluyor! OMFG!! Böyle kızlarla tanışacaksam hergün squash oynarım ben.
  • Master programına kabul edilir de Bilkent’te 1 sene daha kalırsam, güz dönemi turnuvasında o pis şişkoyu yenmezsem ben de neyim!
  • Benim gibi başlangıç seviyesindeki kişilerin kendilerini geliştirmeleri için youtube’da bir sürü video mevcut. Özellikle expertvillage tarafından yüklenen videoları tavsiye ederim. Değişik vuruşları dikkatle inceleyip daha sonra kortta uygulayarak ve tabi ki defalarca tekrarlayarak ilerleme kaydetmek mümkün.

Son derece zevkli bir spor. Cümlenize tavsiye olunur.

Sevgiler, saygılar.

Categories: Geyik, Spor Etiketler:, ,

Okumadan uyumayalım!

Nisan 14, 2009 Yorum yapın

squash yay! Herhangi bir gazete, dergi, kitap falan değil. Effectivement! Effectivement, lisez-moi! Agresif pazarlama taktiklerim devam ediyor!

Effectivement’ı (evet -ı, -i değil) ziyaret etmeden gün dediğimiz 24 saatlik sürenin dolmasının yasaklanması yönünde bir tasarı oluşturulması için meclis nezdinde girişimlerimi başlatıyorum. Hani, kritik zirvelerde illa ki o gün bir kararın alınması gerekiyordur da, delegasyonlar bi türlü anlaşamazlar. Gerçek hayatta hiçbir somut etkisi ve anlamı olmayacak bir sonuç bildirgesinin şu kelimeyi değil de bu kelimeyi içermesi için saatlerce pazarlık yapılır. Saat olur 23.59, hoop saat durdurulur. Uzlaşmaya sabah 5′te varılsa da, gün tutturulmuş olur. Hah! O tarza bişey düşündüm ben de. Nasıl olsa her gün geçiyorum meclisin önünden.

Soldaki ne ola ki derseniz, 21 nisan tarihinde katılacağım squash turnuvasının posteri derim. Toplamda 20 saati geçmeyecek squash bilgi ve deneyimimle nasıl olacak hiç bilmiyorum. Tek umudum, başlangıç seviyesinden giriyor olmam. En kötü bir oyun oynarız, havlumuzu, suyumuzu toplar, duş alırız, mis oluruz.

O değil de bugün oynarken arkada kıs kıs gülen 2,5 tonluk danaya feci sinir oldum. Tamam epey zamandır oynuyosun anladık. Ayrıca, kolunu savurunca zaten mütevazı bir aile arabası kadar tork üretiyosun, allah ne verdiyse geçiriyosun. Niye bana gülüyon lan! Öğreniyoruz işte. Gülücek de bi halimiz olsa. Gebeş!

Günden öne çıkan başlıklar ise şöyle (NTV’deki kaşı gözü durmayan ama yine de güzel ve hatta bazen erotik bulduğum bayan spiker gibi oldu):

  • Hocanız ne kadar genç, arkadaş canlısı, güler yüzlü ve tolerans sahibi olsa da yazmayın lan adama. Gevşek gevşek, yapış yapış, ne o öyle? Adam sana ”bu sefer sen yapmak ister misin?” veya ”eklemek/sormak istediğin bir şey var mı?” manasında bakınca, bünyede bırak kemiği, kas dahi yokmuş gibi, ağız enseden ikinci turunu tamamlar vaziyette herifin suratına bakıp, sonra da ne sorduğunu anlamadığın ortaya çıkınca embesil gibi gözüküyosun!
  • Bizim buralarda bildiğin mobileti, mavi neonlar, hoparlörlerle falan kendince modifiye etmiş bi tip geziyo. Bigün Steven Seagal misali kolu uzatıcam boynuna denk gelicek yükseklikle. Motor, sürücüsü olmadan 2. metresini gitmeden 32 dişini kırıcam kekmanın.
  • 06 BJ … çok kötü bi plaka lan.
Categories: Absürt, Geyik, Mizah Etiketler:,

Garip düşünceler

Mart 24, 2009 2 yorum

OECDkabin

Nitekim yine ilginç bir gün oldu. Çok acayip işler yaptım, abuk sabuk yerlere gittim diye değil de gayet normal sayılabilecek işler güçler esnasında aklıma yine garip garip şeyler geldiği için. Nası çağrışım bunlar anlamadım lan. Elektrik sinyali dediğin de en nihayetinde beyinde kurulu bi düzeni takip etmek zorunda olan bi emir kulu. Artık nası bi yapı varsa içerde. Bilemedim.

Velhasıl, günümüz OECD Ankara’da vergi modeli oluşturma, vergi tabanları ve bilimum bayık iktisat ve muhasabe hödösü konulu bir toplantı/eğitimle başladı. Diyeceksin ne işin var, sen anlamazsın bunlardan. Doğru anlamam, zerre anlamazdım hatta da sanki artık az buçuk bişeyler kaldı gibi kafada. Misal bi malın KDV açısından muaf ve zero-rated olabilmesine bir mana verebilmeye başladım. Aynı şey değil mi nan onlar? demez oldum.

Haa, bi daha diyeceksin naptın sen orda? Efenim, yukarıdaki fotoğraf belki çok açıklayıcı olmadı. Doğrudur. Durum şu; orası bir simultane çeviri kabini, az sağ cenahta kalan fındıklı bitter çikolata muhafazası (!), o el de bendenize ait değil (çok şükür). Bu mesleği öğrenen genç çekirge olarak senseileri takip ediyoruz. Teşbihe sadık kalmak gerekirse, bu senseiler ne zaman adam dövmeye, yok saray basmaya, kılıç mılıç çalışmaya gitseler biz de mümkün mertebe gidiyoruz peşlerinden ki görelim bakalım nasıl tutulur kılıç, nasıl zopalanır imparatorun muhafızları vs. En nihayetinde gittik. İzledik, dinledik, notlar aldık, az buçuk bişeyler öğrendik, bi yandan da konuşmacılara sinir olduk, Çek amcamın ”taxable” kelimesini düzgün telaffuz edemeyişine takıldık, içimizden dedik ki ”nan, ne sıkıcı olm bu toplantı? para verseler yapar mıyım acep çevirisini?”. Sonra aklımız başımıza geldi, bu sefer dedik ki ”heralde lan, parası şahane” (wordpress’in bekar bayanlarına selam ederim).

Neyse kazasız belasız atlattık, yemeğimizi yedik. Senseilere teşekkür ettik, selamımızı verdik ve olay mahalinden ayrıldık. Sonra noldu? 3 saat kadar siyah lastik bi topu duvara vurduk boyuna. Biz vurduk o utanmadan sıkılmadan geri sekti. Yok ters bi yere düştü, bu sefer vuramadık. Olsun sövmedik, aldık yerden, bi daha bi daha vurduk. Belimiz, bacağımız, kolumuz, her biyerimiz ağrıdı. Hoca gazladı, aferin maferin. O da bitti mi sana?

Günü kapattık diye düşünürken çok acayip bişey daha gördüm ben. Bi tane Mercedes, güzel de hani. Işıklar mışıklar yanıyo. Farlar açılmış. Baktık ki sahibi ağırdan yanaşıyor arabaya doğru. O ne acayip şey lan? Arabanın bi tutup da Star Wars müziği çalmadığı kaldı. Karşılamaya bak. Dedik ki, paradan haber vericekmişiz, o halükarda arabamız selam bile dururmuş. Sonra bi daha baktık, amcam arabaya zar zor bindi. Bu sefer ne dedik? Sağlık yok lan adamda, Mercedese binse kaç yazar? En son züğürt felsefesine son verdik de, güldük falan epey.

Gelirken yoldaki dallamalar da yapmasın mı sana enfes bi çağrışım daha? Yapsınlar elbet. Tespit: Ankara’da ne kadar çok maganda var yahu? Yok yani, gerçekten sayıları kaç bunların? Ona göre yani. En ölümcülü de ”la bebe!” mottosuna sahip olan cinsi. Bazen diyorum gideyim Sıhhiye’ye, salayım önden hanım bir arkadaşı, 10 adım gerisinden ben takip edeyim. İlk laf atanın üstüne çullanayım, bir iki vurayım ama yaralamayayım, sonra çağırayım bir polis, tacizden içeri alsınlar. Elime ne geçicek? Bi anlık fiziksel rahatlama? Onunla yırtsam iyi. Sürü halinde geziyo genelde bunlar ya, zopa yemek de var işin ucunda.

Hadi bu plandan da vazgeçtim. Yat, uyu, kafa resetlesin.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.