Arşiv

Posts Tagged ‘ankara’

Eski45likler

Mayıs 23, 2009 2 yorum

Alper Fidaner

Evet, yaptım bir hata ve tövbeli olduğum halde Sakarya’ya gittim! Senin artık ne işin var dimi ama Sakarya’da? Eh işte, akılsız başın cezasını… bi tek ayaklar çekseydi yine iyi; tüm sinir sistemi de çekti!

Dün akşamki Sakarya macerasına (!) Pollyanna gözlüklerimi takıp baksam bile görebildiğim tek olumlu yanı bloga yazacak malzeme çıkmış olması. Yazalım biz de o zaman…

Kısaca anlatmak gerekirse, geldik bir katakulliye ve kendimizi Sakarya İnkılap Sokak’taki eskyeni’de bulduk. Mekana ilk kez dün gittiğimi (ve bir daha da tööbe gitmeyeceğimi) hemen belirteyim. Şu son cümleden büyük ihtimalle anlaşıldığı üzere, gerek mekanın fiziki koşulları gerekse içeride çalınan müzik türü ile ilgili oldukça olumsuz görüşlere sahibim. O yüzden, eskiyeni veya eski45likler manyağıysan şu anda kapatabilirsin pencereyi. İlkel bir işletim sistemi kullanıyorsan sağ üstte, yok doğru yolu bulanlardansan sol üstte kırmızı bir kare/yuvarlak göreceksin. Hah, tıkla işte ona. Zira, başına silah dayamadılar bu yazıyı oku diye. Zaten sayfayı açmışsın, bir güzel benim istatistiklerime yansımış. Daha ne isterim?

Ha, yine de okumaya kararlıysan buyur.

Az falsoludan çok falsoluya doğru bir gidişat izleyeceğimiz için önce mekanı ele alalım. Sigara dumanı ve aşırı kalabalık olması dışında mekanda ciddi bir sorun yok. Ortasına rastgele masa sandalye serpiştirilmiş bir depo izlenimi verse de sıradan bir eğlence mekanında tasarım harikaları beklemiyoruz zaten. 50lik bira da 4.5tl. E zaten Sakarya’dayız, daha pahalı da olmasın bi zahmet. Kızılay ve Sakarya’nın gerçek potansiyelini Ankara’daki ilk yılında yakından görmüş biri olarak, içerideki güruhun da çok fena olduğunu söylemem mümkün değil. O zaman arkadaşlarla eğlenmemizin önünde büyük bir engel yok gibi… Şimdilik.

Gelelim çalan müziğe. Cuma akşamları eskiyeni’de eski45likleriyle Alper Fidaner var. Üç aşağı beş yukarı neler çaldığını tahmin etmişsinizdir. Bu tarz (tabi eğer tek bir tarzdan bahsetmek mümkünse) müziğin hastası olabilirsiniz, belki de hayatınızda en fazla Alper Fidaner eğlendirmiştir sizi. Ben zerre eğlenemedim arkadaş! Bünye kabul etmedi arka arkaya o kadar eski şarkıyı. Tek tük olsalar, nostaljik bir şarkı çıkınca şaşıran, arkadaşlarına dönemin danslarını (ama doğru ama yanlış) yapıp işi geyiğe vuran adam tribine girebilirsin belki. Ama aynı şey (benim mekana dayanabildiğim süre olan) 45 dakika boyunca devam edince, ne yapacağını şaşırıyor insan. Belirtmeme de gerek var mı bilmiyorum ama, bunlar tabi ki de benim şahsi görüş/zevklerim (ve sanırım benim blogum!). Katılmıyorsan sabaha kadar ”amaaan petrol, canııım petrol” diye eğlenebilirsin. ”eski45likler’in ne halt olduğunu bilmiyo musun? ne demeye gittin madem oraya?” diyosan da, seni şöyle alalım…

Sıra geldi eski45likler markasını (!) yaratan ve tahminimce üstüne bir güzel yatarak 10 yıldan fazla süredir bu işten para kazanan Alper Fidaner’e… Sözlük ahalisinin dediğine göre fotoğrafçıymış amca. Tanımam etmem, haliyle tanımadığım adama kastım da olamaz. Ama dün akşam bende bıraktığı izlenim, bu işten fena halde baymış olduğuydu. Facebook grubundaki güleç fotoğraflardan bir hayli uzak, bezmiş, asık bir surat. Tipin de çok yardımcı olduğu söylenemez. Bir an Öveçler 4. cadde dolmuşçularından, gaz pedalının yanında her daim 25cm’lik ekmek bıçağı bulunduran abinin ikiz kardeşimi acaba diye düşündüm yemin ediyorum. Kırmızı palyaço burnu tak demiyoruz ama millet çoşacam, dans edecem diye yırtınırken bu kadar büyük bir tezat oluştuma be! Baydıysan da bu işi bırak madem.. Ne? Parası mı iyi? Onu bilemem bak…

Bir de ”Kompiter Marifeti ile Multi-Kulturel Eğlence Zamazingosu” ne demek lan? Afişlerde elinde eski plaklarla poz vereceksin, çalmaya gelince winamp’ın az gelişmişini kullanacaksın. Yok ya!? Hadi deyişin gereksiz yavşaklığını geçtim de iki yüzlülük değil de ne bu şimdi?

Velhasıl, bir daha ne Sakarya, ne de eski45likler… Benim eğlence anlaşım bu değil abi.

PS: ”karıya el kol yapmak” deyimini güzel Türkçemize kazandıran Seçkin arkadaşıma teşekkürü bir borç bilirim.

Dolmuşçular neden insan değildir?

Nisan 27, 2009 5 yorum

bildiğin / bindiğin dolmuş

İstanbul’dakiler dünyanın en düzgün beyefendileri midir bilemem ama Ankara’daki dolmuşçular insan değil kardeşim! Çok nadir denk gelen minnoş yaşlı amca hariç, kalanı hakkındaki görüşlerimi buraya açıkça yazsam herhalde WordPress’e erişim engellenir. Başlığı da son anda değiştirerek dolmuşçuların çekirdek ailesini olayın dışında tuttum diyeyim ve gerisini sizin hayalgücünüze bırakayım.

Son 7-8 aydır haftaiçi hergün günde 2 kere dolmuşa binmek zorundayım. Öyle aman aman bir mesafe de gitmiyorum dolmuşla, bütün kırmızılara yakalansak, trafik keşmekeş olsa, adım başı inen/binen olsa, taş çatlasa 15 dakika. Çoğu zaman 5-7 dakika. Yine de, dolmuşa neredeyse her binişimde sövüyorum. Ana avrat düz hem de. Sebep mi? Sebepler diyelim biz ona…

İstisnasız bütün dolmuşlar leş. Aracın modeli, senesi ne olursa olsun koltuklar yıpranmış, kaplamalar evsiz kusmuğu tadında bir renk almış. Cam dipleri 3 cm kalınlığında toz. Toz da değil o, ekstra yapışkan, macun kıvamlı bi şey o. Tamam, ”bayan doktordan çok temiz” olmasın araban. Beklemiyoruz öyle bir şey. Ama en azından ayda bir yıka(t) şunun içini allahsız! Ekmek teknen lan bu senin, ne pis adamsın sen?

Dolmuşçu tabir ettiğimiz hırtapozlar, nedense ”insan” taşıdıklarını bir türlü kavrayabilmiş değiller. İnsan dimi? En nihayetinde, minimum bir oksijen ihtiyacı, kişisel alan diye bir kavramı olan varlıklar. Arabanın kapasitesi oturarak 12, ayakta da 3-4 kişi ise, 30 kişi sıkıştırmaya çalışma! Arkamdaki bıyıklı amcanın ortama saldığı saf karbon dioksidi solumaktan gözlerim karardı! Yok mu havalandırma denen bir teknoloji? Camı aç lan olmadı! Yook, hayatta olmaz. Hatta, tutar camı açmaya yarayan plastik çıkıntıyı vidayla sabitler dangalak.

Hadi acelemiz var, gözümüz kesti bindik, bari dünyanın en büyük hayrını yapmışşın edası takınma ulan! dolmus ici / allah muhafazaZaten az ilerde trafik ekibi olacak, ayaktakileri çöktürüceksin! O nasıl bir şeydir ya hakkaten? Çökelim, ekip görmesin, dayıya ceza yazmasın! İnadına ayağa kalkıp polise el sallar, ”burda çökmüş 8 kişi var!” mealine gelen işaretler yapardım ama sanırım belirtmeme bile gerek yok: istisnasız tüm dolmuş şöförlerinde değişik türlerde ”emanetler” mevcut. Yerse…

Hadi yedin bi bok, balık istifi doldurdun leş arabanı, içeriye gıdım oksijen girmesine de izin vermiyosun. Bari insan evladı gibi kullan şunu da, tanımadığım bir dolu adama mütemadiyen sürtünmek zorunda kalmayayım! Hepsi mi it gibi kullanır arkadaş arabayı? Kırmızıya rağmen gaza köklenmeler, sanki öndekine tur binidirecekmiş gibi son anda fren yapmalar. Yola eğlence olsun diye çiziyolar o beyaz çizgileri zaten! Bunlar mı şimdi en asil duygunun insanı? E, ful Cengiz Kurtoğlu ama bunlar?

Diyelim ki, herifle ağız dalaşını müteakip sopalı bıçaklı kavgaya tutuşmadık ve inmek istediğimiz yere yaklaşıyoruz. Peki inebilecek miyiz tam olarak istediğimiz yerde? Pek mümkün değil. Yol ağzında (bunu da Ankara’da öğrendim ya neyse) dersin, iki yol ağzının geometrik olarak tam ortasında indirir apaçi! Makul bir mesafe kala, ışıklarda dersin, kesinlikle sağ şeride yanaşma niyeti sergilemez. Neyse ben sol şeritte de iner, arabaların arasından geçerim dersin, tam o esnada yeşil yanar, dayı yardırır devam eder. E ben ışıklarda demiştim?! Duymaz ki o, Tatlıses (ya da bu mallar her ne bok radyoyu dinliyolarsa) son sestir arabanın içinde! Kendisi şurda burda inecek var mı diye sorduğunda, sen bunu duymazsan sıçtın ama! İnerken okkalı bi küfürü yedin.

Sinirlerimi yıprattınız ulan!

Allah böyle toplu taşımanın bin belasını versin!

PS: Araba istiyorum! Effectivement yardım kampanyası için Ziraat Bankası TL hesap no….

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.