tao te çing

Aralık 31, 2009 Yorum yapın

tao te çing tercümelerimi aynı adlı sayfada yayınlıyorum.

bence huzur dolu bir kitap. bana mutluluk veren bir kitap.

görüşlerinizi, yorumlarınızı, eleştirilerinizi bekliyorum.

selamlarımla.

emre akçaoğlu

Categories: Uncategorized

South Park Top 5 Episodes

Merhaba sevgili okurlar, özellikle South Park severler.

Cartman’ın gıdısını sevmek isteyenler, Stan’in babasının bıyıkların hasta olanlar, Kenny’nin gürül gürül sesi için çıldıranlar, Timmy’i her görüşünde timmmaaaaaayh diye haykıranlar. Sizlere sesleniyorum. Bugün yıllardır üzerinde çalıştığım bir araştırmanın sonuçlarını sizlerle paylaşacağım.

Evet başlıktan anladığınız gibi southpark’ın şu ana kadar çekilmiş tüm bölümleri içinde bir top5 sıralaması yaptım. Buyrun.

1-S05 E01 Scott Tenorman Must Die

Evet listemizin tepesinde South Park’ın en unutulmaz bölümlerinden birisi olan Scott Tenorman Must Die var. Bölüm Scott Tenorman adlı 9uncu sınıf öğrencisinin kanına susayarak, Eric Cartman’a kıllarını satmasıyla başlıyor. Cartman kılları satın alınca ergenliğe gireceğini düşünmek gibi bir hataya düşüyor. Bunun akabinde Cartman Tenorman’a kaptırdığı 10$’ı geri almak için harekete geçiyor fakat her yaptığı hamle de Tenorman tarafından biraz daha aşağılanıyor. Bölümün sonunda ise Cartman, Scott Tenorman’ın annesiyle babasını öldürtüp, yemek festivalinde Tenorman’ın yaptığı yemeğin içine karıştırıp, Tenorman’a yediriyor. Tüm bunlar olup biterken Scott Tenorman’ın bu içler acısı durumunu görmesi için Tenorman’ın favori grubu Radiohead’i de bir şekilde South Park’a getiriyor. Bölümün özeti ise bölümün sonunda Kyle’ın cümleleriyle geliyor

Kyle:Dude, i think it might be best for us to never piss Cartman off again.

Stan:Good call.

2-S09 E05 The Losing Edge

Hepimiz okul yıllarında zorla futbol, basketbol, hentbol vs. takımlarına alınmadık mı? Nefret ederek gitmedik mi o antremanlara? Oynadığımız maçlardan hiç zevk almadık değil mi? İşte bu bölüm  bizim çocukların zorla baseball takımına alınmasını konu ediniyor. Durum böyle olunca bizim çocuklar maçları kaybetmek için elinden geleni yapıyor. Fakat karşılarında kaybetmek için daha istekli takımlar olunca “Southpark Elemantary” eyalet şampiyonu oluyorlar.

Not : Stan’in babasının maçları izlerken tribünde çıkardığı kavgalar gülmekten krize girmenize sebep olabilir.

3-S06 E13 The Return of the Fellowship of the Ring to the Two Towers

Stan’in babası kiraladığı Lord of the Rings DVD’sini kiraladıkları dükkana geri göndermesi için çocuklardan bir ricada bulunur. Çocuklar DVD’yi alır ve Randy Marsh’ın istediğini yerine getirmek üzere yola koyulurlar. Tabi Randy Marsh’ın atladığı konu LOTR DVD’si ile kendisi için kiraladığı pornografik içerikli DVD(Backdoor Sluts 9)’yi karıştığıdır. Bunların üzerine yaşananlar Yüzüklerin efendisi jargonuna bolca göndermeler yapılarak mükemmel bir şekilde sunulmuştur. Filmin Sonunda tüm ebeveynlerin bir araya gelerek tüm porno terimlerini teker teker açıklaması ise dumurla karışık kahkahalara sebep oluyor.

4-S07 E09 Christian Rock Hard

Grup Adı : MOOP

Vokal:Cartman

Bas:Stan

Elektro:Kyle

Drums:Kenny

Evet. Elemanlarımız bu sefer de “Rock Band “ kurma hayaliye yanıp tutuşmaktadırlar. Fakat grubun kuruluş aşamasında Cartman yine Kyle ile takışınca, Cartman gruptan ayrılır ve ayrılırken de Kyle ile kendi albümünü yapıp, 1.000.000 satıp, platin plak alacağı üzerine 10$’lık iddiaya girerler. İşe Butters ve Token’ı yanına alarak başlar. Ne de olsa Token zencidir ve doğuştan “Bass Guitar Playing” switch’i ON olarak gelmektedir. Sıra ne tür müzik yapacaklarına kara verme aşamasındadır. Cartman 1.000.000 satmanın en kolay yolunun, Christian Rock yapmak olduğunu, çünkü koyu hıristiyanların bu albümleri alacak kadar aptal olduğunu söyler. Gruplarını adını bu paralel de Faith+1 koyarlar. Olaylar gelişir, Cartman sözünü tutar ve Faith+1’ın albümü 1.000.000 satar.

Eleştiri ve taşlamalarıyla bilinen senaristler bu sefer de internetten müzik indirme konusuna mükemmel bir açıdan bakmamızı sağlamışlar.

Not:Faith+1 isimli grubun mükemmel albümünde bulunan bazı şarkılar:Body Of Christ, Touch Me Jesus, I Found Jesus, Christ Again. Eklemekte fayda var ki Faith+1 albümü 1.000.000 sattıktan sonra Cartman’ın tepkisi “Fuck Jesus” olmuştur.

5 – S07 E05 – Fat Butt and Pancake Head

Cartman eline bir kostüm geçirip yarattığı kuklaya Jennifer Lopez adını verirse ne mi olur? Tüm amerika ve latin dünyasının sevgilisi olur. Albümler yapar. Ben Affleck’le sevişir. Gerçek J Lo’nun anlaşmalı olduğu plak şirketinden kovulmasına sebep olur.  Kült tabirle bahsetmek gerekirse kahkaha fırtınası şeklinde geçen bir bölüm.  Son olarak Cartman’ın annesine seslenişiyle bitirelim.

Cartman : Mooooom, Ben Affleck is naked in my bed!

Bir sonraki yazımda görüşebilmek dileğiyle.

Respect My Authoritaaa!!!

Categories: Diziler Etiketler:

Leopoldo Costa Prize

Aralık 30, 2009 Yorum yapın

Yeni temamız hayırlı uğurlu olsun diyor (temayla ilgili yorumda bulunabilirsiniz), siftahını yapıyorum.

Her zaman gayri ciddi yazılar yazacak değiliz ya; bugün sizlere Avrupa Komisyonu tarafından verilen Leopoldo Costa ödülünden bahsedeceğim. Kabaca tarif etmek gerekirse bu ödül Avrupa Komisyonu (DG Interpretation) tarafından Avrupa Birliği’ne üye ve aday ülkelerdeki konferans tercümanı adaylarını teşvik etmek için verilen bir ödül. Ödüle ismini veren merhum Leopoldo Costa da zaten DG Interpretation’ın efsanevi çevirmenlerinden biri. Süreç şu şekilde işliyor: size ünlü bir kimseden bir alıntı veriliyor ve bu alıntıdan yola çıkarak İngilizce, Fransızca veya Almanca bir konuşma hazırlamanız isteniyor. Bu konuşmayı siz baştan sona kağıda (dijital olanına) dökersiniz, dökmezsiniz orası Brüksel’dekileri ilgilendirmiyor. Son katılım tarihine kadar dünyalar tatlısı Mihaela Prica’ya 2 adet word dosyası göndermeniz isteniyor: 1) +/- 800 karakter uzunluğunda bir özet ve 2) +/- 5500 karakter uzunluğunda bir konuşma planı. Daha sonra ise katılımcılar arasından ilk üçe girenler Brüksel’de her yıl düzenlenen DG Interpretation-Universities konferansına davet ediliyorlar ve dünyanın en büyük konferans çevirmenliği birimini yakından görme fırsatına erişmiş oluyorlar.

Yukarıda geçen sene 1.lik ödülünü kazanan Magdalena’cığımın (affına sığınarak netten afırdığım) diplomasını görüyorsunuz. Epey küçük yazıyor, üşenir okumazsınız, ben burdan geçen senenin konusunu da yazayım:

If you talk to a man in a language he understands, that goes to his head. If you talk to him in his language, that goes to his heart.

Nelson Mandela

Bu seneki alıntı ise Empire of the Sun‘ın yazarı J. G. Ballard’dan:

Science and technology multiply around us. To an increasing extent they dictate the languages in which we think and speak. Either we use those languages, or we remain mute.

Fikir hoşunuza gittiyse ve Brüksel’de Komisyon’un birbirinden yetenekli ve deneyimli konferans çevirmenleri arasında 3 gün geçirme şansı sizi cezbettiyse, kaleme kağıda (ya da daha büyük bir ihtimalle klayve ve fareye) sarılmadan önce şunu da bilmenizde fayda var; katılım yalnızca EMCI (European Masters in Conference Interpreting) programlarında okuyan ve Komisyon’dan burs almaya hak kazanmış kişilere açık.

Hadi bana iyi şanslar o zaman :)

Şubat sonu Mart başı gibi 2. bir Leopoldo Costa ödülü yazısı yazabilmek dileğiyle…

Değişim Rüzgarları…

Aralık 29, 2009 1 yorum

Fevkaladeninfevkinde’nin de belirttiği üzere Effectivement’da değişim rüzgarları esiyor…

Artık bir tek değil, tam tamına 3 (yazıyla üç) hastalıklı beyinin zırvalamalarını buradan sizlerle paylaşıyoruz…

Her ne kadar yeni 2 yazar/admin’den biri kendini ilk dakikadan deşifre ettiyse de en azından üçüncünün gizemini bir miktar koruyacağını umalım…

Yeni konular, belki yeni bir tema – neden olmasın?-, yeni sayfalar vs…

Çok da güzel olacak, pek de güzel olacak…

Merhaba

Aralık 28, 2009 1 yorum

Merhaba,

Dolgun bir ücret karşılığında http://effectivement.wordpress.com ‘a transfer oldum. Gerçek ismim Seçkin olup bu site’de kullanacağım rumuz, beni en çok etkileyen sanatçılardan birinin sık kullandığı bir söylem olan  “fevkaladeninfevkinde” olacaktır.

Bundan böyle,  aklıma gelen herhangi bir konuda atıp tutarken bu adresi kullanacağım. Sizler de buna şahit olmak için burada olursanız, fevkaladenin fevkinde yazılarımı okuyacak, fevkaladenin fevkinde yorumlar yapacaksınız.

Sizleri daha tanımadan çok sevdim. Görüşmek üzere.

Categories: Genel Etiketler:

Demokrasi değil Dikta!

Ağustos 28, 2009 1 yorum

demokrasi değil dikta

Yanlış anlaşılmasın; ülkede rejim değişikliği istediğim falan yok. Yuvarlanıp (!) gidiyoruz, çok şükür.

Benim derdim blog müessesinin ne olup ne olmadığını anlayamayan bir vatandaşla. Ne olduğunu sen çok mu iyi biliyorsun diye sorabilirsiniz. Blogumun durumu ve içeriğinden de anlaşılacağı üzere tabi ki hayır. Zira blog denen şey (iyisi demiyorum dikkat!), okuma yazması ve minimum seviyede bilgisayar/Internet bilgisi olan herkesin aklından herhangi bir zaman zarfında geçebilecek herşey olabilir. İçeriğin illa da yazı şeklinde olması gibi bir durum da söz konusu değil. Tabi ki yasal bir takım kuralların ihlal edilmesi durumunda şu veya bu blog kapatılabilir, erişim engellenebilir (hele Türkiye’de). Buraya kadar tamam.

Bir blogun ne olmadığı konusuna gelecek olursak… Öncelikle, bir blog, özellikle de kişisel bir blog, demokratik bir ortam değildir/olmak zorunda değildir ve zaten çoğu zaman olma iddiasında da değildir. Tam aksine, en âlâsından bir diktatörlük örneğidir. Dolayısıyla, kimseyi memnun etme, kimsenin beğenisini kazanma arayışında da olamaz. Söz gelimi diktatör, aklına ne estiyse  onu yazar çizer blogunda ve belki de daha önemlisi de bunu paşa keyfi nasıl isterse öyle yapar. Ziyaretçilerin tabi ki de içeriği beğenme/beğenmeme hakları vardır; bu durumu eğer mümkünse yorum yapmak suretiyle dile getirme girişiminde de bulunabilirler. Kaldı ki, bu tamamen blog sahibinin keyfiyetine tabîdir.

Peki ben bunları niye anlattım durup dururken? Kendini bilmez vatandaşın biri Sinop seyahatiyle ilgili yazdığım yazının altına şöyle bir yorum yapmak iştemiş de ondan (yorumların tek bir harfiyle oynamadım):

senin dilinden konuşayım : kendini ne kadar bi bok sanıyorsun yaaa. bilkentte okumuşun ama beynin biraz boş kalmış. iki argo kelime kullanmayı marifet sanmışın o çok bilimsel yazında. bi de esprili ve komik oldugunu sanıyorsun zannımca o saçma sapan cümlelerinle i’m loughing that’s true but  i’m “just “loughing with my bottom to u …

İkinci bir yorumda da beni şevklendirmek adına şöyle buyurmuş:

tabi yerse bunu onaylamak, o yüreğin de sen de olduğunu pek sanmıorum yaa…

Chat odalarında küfürleşip, daha sonra da kavga etmek için birbirlerine randevu veren, akabinde de gazetelerin 3. sayfalarına haber olan yeni nesil gerzek klavye efelerinin en nadide örneklerinden biriyle karşı karşıyayız. Söz konusu yazıda bu kadar içerleyecek ne olduğu anlayabilmiş değilim.

Vatandaş benim dilimden konuştuğunu iddia etse de pek başarılı olamamış kanaatimce. Ama ben konuşayım madem kendisinin dilinden: Yorumunu tabi ki onaylamıyorum çünkü bu blogu kendime hakaret ettirmek için açmadım. Ama hadi yine şanslısın, blog kavramının mantığına taban tabana zıt bir halt ettiğin için, yorum olmakla kalmadı dediklerin, koca bir yazı çıktı lan! Ayrıca, kendimi istediğim herhangi bir bok türü (bkz. spiral sanal bebek boku, tepesine fıstık saplanmış South Park boku, vs.) sanma özgürlüğüne sahibim. Yazıyı beğenmediysen içinden veya sesli söver, sayfayı kapatırsın. Zorla okutmadık ya! Bir de, yazının bilimsel olduğunu söylerken ciddi değildim ama ”esprili ve komik” olmadığıma göre onu da elime yüzüme bulaştırmışım demek ki!

Gerek Türkçe kısımlar gerek o nadide, şiirsel İngilizce deyişle ilgili olarak yazım ve imlâ konularına ise hiç girmiyorum…

Sonuç olarak, ille de bana söveceksen açarsın kendi blogunu ordan yaparsın bu işi (bkz. dipnot). Neyse, gideyim de şu boş kalan, Bilkent’in dolduramadığı beynimi biraz daha doldurmaya çalışayım…

P.S. Allaaan amelesi, a.q., grş, öpt, kib, öss, ösym (fikir Seçkin’den çalınmıştır)


Categories: Absürt, Bilgisayar & Internet Etiketler:,

Uyarı işareti saçmalatmaca

Temmuz 25, 2009 Yorum yapın

Her ne kadar önceleri şüpheyle yaklaştıysam da Stumble Upon kullanmasını bilince oldukça eğlenceli ve faydalı bir araca dönüşebiliyormuş. Sadece vakit öldürmeye yarayan saçma sapan sitelerden de bahsetmiyorum; ilgi alanlarınıza giren birçok konuda son derece faydalı şeylere rastlamak da mümkün.

Tabi biz bugün bu son derece faydalı şeylerden mi bahsedeceğiz? Ne münasebet?!

Onun yerine bobilerden afırdığım tabirle Uyarı İşareti Saçmalatmaca oynuyoruz.

Yaklaşık 5 dakika içinde, aklıma ilk gelenler şöyle:

ciban

godzilla

moonwalk

isimak

tuzluk

Ben de saçmalatmak istiyorum diyenler şöyle buyurabilir.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.