Arşiv

Archive for the ‘Fani Dünya’ Category

Değişim Rüzgarları…

Aralık 29, 2009 1 yorum

Fevkaladeninfevkinde’nin de belirttiği üzere Effectivement’da değişim rüzgarları esiyor…

Artık bir tek değil, tam tamına 3 (yazıyla üç) hastalıklı beyinin zırvalamalarını buradan sizlerle paylaşıyoruz…

Her ne kadar yeni 2 yazar/admin’den biri kendini ilk dakikadan deşifre ettiyse de en azından üçüncünün gizemini bir miktar koruyacağını umalım…

Yeni konular, belki yeni bir tema – neden olmasın?-, yeni sayfalar vs…

Çok da güzel olacak, pek de güzel olacak…

Super Mallık!

Temmuz 8, 2009 Yorum yapın

super cevap

Çağlar öncesinden gelen edit gibi olacak ama sonunda Superonline zahmet edip bana döndü!!

Oha lan, nası yanıltıcı oldu! Yeni dönmedi tabi ki de… 15 Haziran’da aldığım mail yukardaki. Yani şikayet mailimi gönderdikten 5, ”cevap verseydiniz keşke” temalı ikinci bir mail gönderdikten 2 gün sonra gelen mail. Tamam, o kadar da alakasız değiller.. Peki tam olarak ne kadar alakasız ve hatta terbiyesizler?

Ee incelemiş bakmışsın işte tarifelere, oraya ne yazdıysak o, elliyse elli, 1 Mbitse 1 Mbit! Beni ne demeye uğraştırıyosun? Yok annem öyle elli liraya hızlı mızlı internet! Biz de zaten doğru düzgün, ciddiye alınacak türden bir şirket falan değiliz,  bütün gün bilgisayar başında oturan 3 tane adamız. Baksana grafiği bile düzgün oturtamamışım, sen diyosun Internetimi hızlandır… Müşteri memnuniyeti ne la? İlk senden duyuyorum allahıma!

İşte bu kadar alakasız ve terbiyesizler. Ulan veremiyosun hizmet, onu zaten biliyoruz. Bi tek ben mail attım diye bunu değiştirecek de değilsin. Ama en azından biraz tatmin edici bi cevap yaz zahmet edip de! De ki, ”mevcut altyapımız ve hizmet modelimizden ötürü…..”.

Sen tutmuş ne diyorsun bu mailde? ”Biz sizi yıllardır düdükleyen, gelişmiş ülkelerdeki Internet hızlarının onda biri için dünyanın parasını alan, karşılığında da hizmet namına bi bok vermeyen paravan bi oluşumuz! Aa pardon lan, bizim zaten bi halt ettiğimiz yok, Telekom ne veriyosa bizde de o! Yatırım yapıp kendi altyapımızı kullanalım, daha iyi hizmeti daha ucuza sunalım, rekabeti arttıralım da tüketici bundan karlı çıksın gibisinden düşünceler bi kere rüyamıza girdi de nası fena tırstık!! Derdin neyse Telekom’a annem hadi…

O zaman sizin şu tek cümlelik ve kaypak mailinize, dürüst bir cevap:

Allah alayınızın belasını versin! Önce Telekom’un, sonra Superonline’ın.

İşin en acı yanı da, şu anda bir alternatifim olmadığı için, bu terbiyesizlere ayda artık 50 değil 65 lira ödüyor oluşumuzdur! 1 Mbit’le ömür tükendi…

Zor vallahi 3. dünya ülkesinde yaşamak!

Super Kazık!

Haziran 11, 2009 Yorum yapın

fiber bok!

Kazık olan tabi ki de Superonline’ın başlatmış olduğu Fiber Internet hizmeti değil. Hizmet diyorum çünkü, 10 Mbps limitsiz bağlantıyı ayda 49 tl‘ye sunmak yurdum şartlarında gerçekten de hizmet!

Hadi diyelim ki, film ve müzik arşivi yapma eğilimde bir kullanıcı değilsiniz ve bir ay boyunca 5-10 GB arası dosya indiriyor / işlem yapıyorsunuz. O zaman Superonline (ve TTnet) tarafından sunulan 8 Mbps’ye kadar limitsiz (!) tarifesi de aylık 49 tl‘lik fiyatıyla makul bir seçenek olabilir. Evet, hız garantisi yok ve evet, 15 GB’lik adil kullanım boku dünyanın en saçma uygulamalarından biri! (Bana ne kardeşim senin uyduruk altyapından, dandirik bakır kablolarından!? Ayrıca ayın geri kalanı – artık ne kadarsa- 512k’yla geçer mi lan?) Ama, yok kardeşim bana yeter 15 GB kota, millet hatta abandıkça ya da evim sapa bir yerdeyse hızımın yerlerde gezmesine razıyım diyorsanız sorun yok.

Peki, Fiber Internet olayının olduğu ”toplu yaşam konutlarında” oturmuyorsanız ve Internet’i kullanım biçiminiz nedeniyle aylık 15 GB size yetmeyecekse napıyorsunuz? Gidip 1 Mbps limitsiz kullanıcısı oluyorsunuz. Ee, ben buna da ayda neredeyse 50 tl veriyorum!!?! Süper kazık tam da bu işte! Çok matah bişeymiş gibi hız garantisi (!) veriyosun diye ne lan bu? Soygun resmen!

Tepemi o kadar attırdılar ki, üşenmedim müşteri hizmetlerine aşağıdaki maili yazdım (über gizli kimliğimi korumak adına bazı yerleri değiştirdim, bilin bakalım nereleri onlar…):

İyi günler,

Ben effectivement. 1Mbps Sınırsız ADSL üyesiyiz (üyelik ablam effectivement’ın ablası adına).

Fiber Internet ve 8Mbps’ye kadar Hızlı İnternet uygulamalarını inceledikten sonra 1 Mbps sınırsız ADSL abonelerine haksızlık yapıldığı sonucuna vardım. Zira 45 küsür ytl karşılığında Fiber Internet’te şu anda aldığımız hızın 10 katını kotasız biçimde almak mümkün. Aynı şekilde 8Mbps’ye kadar Hızlı İnternet paketinde adil kullanımlı sınırsız tarife seçildiğinde 1Mbps’nin çok üstünde hızlar alınabiliyor.

Ancak, bazı kullanıcıların Fiber İnternet hizmetlerinin sağlandığı toplu yaşam sitelerinde oturmuyor olması ve 8 Mbps’ye kadar Hızlı İnternet paketlerindeki adil kullanım limitini işi ve Interneti kullanım biçimi nedeniyle  mantıklı bulmaması, bu kullanıcıların 50 ytl’ye yakın aylık ücretler ödemelerine rağmen 1 Mbps hızda takılıp kalmalarını haklı çıkarmaz. (Bu noktada, kesinlikle telif hakkı ihlali içeren indirme biçimlerinden bahsetmediğimi belirtmek isterim. Yaptığım hesaplara göre, işim ve hobilerim gereği Internet’i tamamen yasal sınırlar dahilinde kullanmam sonucunda dahi öngörülen aylık 15 GB kotayı çok kısa sürede doldurmaktayım. Ayın büyük bölümünü 512 kbps hızla geçirmek istemememi de sanırım anlayışla karşılayacaksınızdır. ) Şahsi görüşüm, mevcut 1 Mbps sınırsız kullanıcılarının hızlarının, herhangi bir ek ücret talep edilmeden en az 4 Mbps’ye kadar yükseltilmesi gerektiği yönündedir.

Mevcut durum hakkında SuperOnline bir düzenlemeye gitmeyi düşünüyor mu acaba?

Bu adaletsiz durumun devam etmesi halinde üyeliğimizi iptal etmek ve Kablonet gibi alternatif yöntemleri tercih etmekten kaçınmayacağımızı belirtmek isterim.

Saygılarımla.

Peki Superonline bana döndü mü? Yok, bekliyoruz 4 gündür.

Altyapımızın bıdı bıdısı ve çalışmaların hede hödösü kabilinden kalıp bir cevap bile yok ortada. Açıp müşteri hizmetlerini tekrar arardım ama Fiber Internet meselesini sorduğumda ”hizmetin sağlandığı toplu yaşam konutlarından birine taşınmanız haline üyeliğinizi Fiber Internet olarak değiştirebiliriz” diyen tipe denk gelirim diye feci tırsıyorum lan!

Nolucak bu memlekette Internet’in hali yahu? Tamam 56k’nın çocuklarıyız biz ama eskiden at vardı diye uçağa binmemezlik de yapılmaz ki kardeşim! Ben de binecem o uçağa!!!


Eski45likler

Mayıs 23, 2009 2 yorum

Alper Fidaner

Evet, yaptım bir hata ve tövbeli olduğum halde Sakarya’ya gittim! Senin artık ne işin var dimi ama Sakarya’da? Eh işte, akılsız başın cezasını… bi tek ayaklar çekseydi yine iyi; tüm sinir sistemi de çekti!

Dün akşamki Sakarya macerasına (!) Pollyanna gözlüklerimi takıp baksam bile görebildiğim tek olumlu yanı bloga yazacak malzeme çıkmış olması. Yazalım biz de o zaman…

Kısaca anlatmak gerekirse, geldik bir katakulliye ve kendimizi Sakarya İnkılap Sokak’taki eskyeni’de bulduk. Mekana ilk kez dün gittiğimi (ve bir daha da tööbe gitmeyeceğimi) hemen belirteyim. Şu son cümleden büyük ihtimalle anlaşıldığı üzere, gerek mekanın fiziki koşulları gerekse içeride çalınan müzik türü ile ilgili oldukça olumsuz görüşlere sahibim. O yüzden, eskiyeni veya eski45likler manyağıysan şu anda kapatabilirsin pencereyi. İlkel bir işletim sistemi kullanıyorsan sağ üstte, yok doğru yolu bulanlardansan sol üstte kırmızı bir kare/yuvarlak göreceksin. Hah, tıkla işte ona. Zira, başına silah dayamadılar bu yazıyı oku diye. Zaten sayfayı açmışsın, bir güzel benim istatistiklerime yansımış. Daha ne isterim?

Ha, yine de okumaya kararlıysan buyur.

Az falsoludan çok falsoluya doğru bir gidişat izleyeceğimiz için önce mekanı ele alalım. Sigara dumanı ve aşırı kalabalık olması dışında mekanda ciddi bir sorun yok. Ortasına rastgele masa sandalye serpiştirilmiş bir depo izlenimi verse de sıradan bir eğlence mekanında tasarım harikaları beklemiyoruz zaten. 50lik bira da 4.5tl. E zaten Sakarya’dayız, daha pahalı da olmasın bi zahmet. Kızılay ve Sakarya’nın gerçek potansiyelini Ankara’daki ilk yılında yakından görmüş biri olarak, içerideki güruhun da çok fena olduğunu söylemem mümkün değil. O zaman arkadaşlarla eğlenmemizin önünde büyük bir engel yok gibi… Şimdilik.

Gelelim çalan müziğe. Cuma akşamları eskiyeni’de eski45likleriyle Alper Fidaner var. Üç aşağı beş yukarı neler çaldığını tahmin etmişsinizdir. Bu tarz (tabi eğer tek bir tarzdan bahsetmek mümkünse) müziğin hastası olabilirsiniz, belki de hayatınızda en fazla Alper Fidaner eğlendirmiştir sizi. Ben zerre eğlenemedim arkadaş! Bünye kabul etmedi arka arkaya o kadar eski şarkıyı. Tek tük olsalar, nostaljik bir şarkı çıkınca şaşıran, arkadaşlarına dönemin danslarını (ama doğru ama yanlış) yapıp işi geyiğe vuran adam tribine girebilirsin belki. Ama aynı şey (benim mekana dayanabildiğim süre olan) 45 dakika boyunca devam edince, ne yapacağını şaşırıyor insan. Belirtmeme de gerek var mı bilmiyorum ama, bunlar tabi ki de benim şahsi görüş/zevklerim (ve sanırım benim blogum!). Katılmıyorsan sabaha kadar ”amaaan petrol, canııım petrol” diye eğlenebilirsin. ”eski45likler’in ne halt olduğunu bilmiyo musun? ne demeye gittin madem oraya?” diyosan da, seni şöyle alalım…

Sıra geldi eski45likler markasını (!) yaratan ve tahminimce üstüne bir güzel yatarak 10 yıldan fazla süredir bu işten para kazanan Alper Fidaner’e… Sözlük ahalisinin dediğine göre fotoğrafçıymış amca. Tanımam etmem, haliyle tanımadığım adama kastım da olamaz. Ama dün akşam bende bıraktığı izlenim, bu işten fena halde baymış olduğuydu. Facebook grubundaki güleç fotoğraflardan bir hayli uzak, bezmiş, asık bir surat. Tipin de çok yardımcı olduğu söylenemez. Bir an Öveçler 4. cadde dolmuşçularından, gaz pedalının yanında her daim 25cm’lik ekmek bıçağı bulunduran abinin ikiz kardeşimi acaba diye düşündüm yemin ediyorum. Kırmızı palyaço burnu tak demiyoruz ama millet çoşacam, dans edecem diye yırtınırken bu kadar büyük bir tezat oluştuma be! Baydıysan da bu işi bırak madem.. Ne? Parası mı iyi? Onu bilemem bak…

Bir de ”Kompiter Marifeti ile Multi-Kulturel Eğlence Zamazingosu” ne demek lan? Afişlerde elinde eski plaklarla poz vereceksin, çalmaya gelince winamp’ın az gelişmişini kullanacaksın. Yok ya!? Hadi deyişin gereksiz yavşaklığını geçtim de iki yüzlülük değil de ne bu şimdi?

Velhasıl, bir daha ne Sakarya, ne de eski45likler… Benim eğlence anlaşım bu değil abi.

PS: ”karıya el kol yapmak” deyimini güzel Türkçemize kazandıran Seçkin arkadaşıma teşekkürü bir borç bilirim.

Dolmuşçular neden insan değildir?

Nisan 27, 2009 5 yorum

bildiğin / bindiğin dolmuş

İstanbul’dakiler dünyanın en düzgün beyefendileri midir bilemem ama Ankara’daki dolmuşçular insan değil kardeşim! Çok nadir denk gelen minnoş yaşlı amca hariç, kalanı hakkındaki görüşlerimi buraya açıkça yazsam herhalde WordPress’e erişim engellenir. Başlığı da son anda değiştirerek dolmuşçuların çekirdek ailesini olayın dışında tuttum diyeyim ve gerisini sizin hayalgücünüze bırakayım.

Son 7-8 aydır haftaiçi hergün günde 2 kere dolmuşa binmek zorundayım. Öyle aman aman bir mesafe de gitmiyorum dolmuşla, bütün kırmızılara yakalansak, trafik keşmekeş olsa, adım başı inen/binen olsa, taş çatlasa 15 dakika. Çoğu zaman 5-7 dakika. Yine de, dolmuşa neredeyse her binişimde sövüyorum. Ana avrat düz hem de. Sebep mi? Sebepler diyelim biz ona…

İstisnasız bütün dolmuşlar leş. Aracın modeli, senesi ne olursa olsun koltuklar yıpranmış, kaplamalar evsiz kusmuğu tadında bir renk almış. Cam dipleri 3 cm kalınlığında toz. Toz da değil o, ekstra yapışkan, macun kıvamlı bi şey o. Tamam, ”bayan doktordan çok temiz” olmasın araban. Beklemiyoruz öyle bir şey. Ama en azından ayda bir yıka(t) şunun içini allahsız! Ekmek teknen lan bu senin, ne pis adamsın sen?

Dolmuşçu tabir ettiğimiz hırtapozlar, nedense ”insan” taşıdıklarını bir türlü kavrayabilmiş değiller. İnsan dimi? En nihayetinde, minimum bir oksijen ihtiyacı, kişisel alan diye bir kavramı olan varlıklar. Arabanın kapasitesi oturarak 12, ayakta da 3-4 kişi ise, 30 kişi sıkıştırmaya çalışma! Arkamdaki bıyıklı amcanın ortama saldığı saf karbon dioksidi solumaktan gözlerim karardı! Yok mu havalandırma denen bir teknoloji? Camı aç lan olmadı! Yook, hayatta olmaz. Hatta, tutar camı açmaya yarayan plastik çıkıntıyı vidayla sabitler dangalak.

Hadi acelemiz var, gözümüz kesti bindik, bari dünyanın en büyük hayrını yapmışşın edası takınma ulan! dolmus ici / allah muhafazaZaten az ilerde trafik ekibi olacak, ayaktakileri çöktürüceksin! O nasıl bir şeydir ya hakkaten? Çökelim, ekip görmesin, dayıya ceza yazmasın! İnadına ayağa kalkıp polise el sallar, ”burda çökmüş 8 kişi var!” mealine gelen işaretler yapardım ama sanırım belirtmeme bile gerek yok: istisnasız tüm dolmuş şöförlerinde değişik türlerde ”emanetler” mevcut. Yerse…

Hadi yedin bi bok, balık istifi doldurdun leş arabanı, içeriye gıdım oksijen girmesine de izin vermiyosun. Bari insan evladı gibi kullan şunu da, tanımadığım bir dolu adama mütemadiyen sürtünmek zorunda kalmayayım! Hepsi mi it gibi kullanır arkadaş arabayı? Kırmızıya rağmen gaza köklenmeler, sanki öndekine tur binidirecekmiş gibi son anda fren yapmalar. Yola eğlence olsun diye çiziyolar o beyaz çizgileri zaten! Bunlar mı şimdi en asil duygunun insanı? E, ful Cengiz Kurtoğlu ama bunlar?

Diyelim ki, herifle ağız dalaşını müteakip sopalı bıçaklı kavgaya tutuşmadık ve inmek istediğimiz yere yaklaşıyoruz. Peki inebilecek miyiz tam olarak istediğimiz yerde? Pek mümkün değil. Yol ağzında (bunu da Ankara’da öğrendim ya neyse) dersin, iki yol ağzının geometrik olarak tam ortasında indirir apaçi! Makul bir mesafe kala, ışıklarda dersin, kesinlikle sağ şeride yanaşma niyeti sergilemez. Neyse ben sol şeritte de iner, arabaların arasından geçerim dersin, tam o esnada yeşil yanar, dayı yardırır devam eder. E ben ışıklarda demiştim?! Duymaz ki o, Tatlıses (ya da bu mallar her ne bok radyoyu dinliyolarsa) son sestir arabanın içinde! Kendisi şurda burda inecek var mı diye sorduğunda, sen bunu duymazsan sıçtın ama! İnerken okkalı bi küfürü yedin.

Sinirlerimi yıprattınız ulan!

Allah böyle toplu taşımanın bin belasını versin!

PS: Araba istiyorum! Effectivement yardım kampanyası için Ziraat Bankası TL hesap no….

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.