
İstanbul’dakiler dünyanın en düzgün beyefendileri midir bilemem ama Ankara’daki dolmuşçular insan değil kardeşim! Çok nadir denk gelen minnoş yaşlı amca hariç, kalanı hakkındaki görüşlerimi buraya açıkça yazsam herhalde WordPress’e erişim engellenir. Başlığı da son anda değiştirerek dolmuşçuların çekirdek ailesini olayın dışında tuttum diyeyim ve gerisini sizin hayalgücünüze bırakayım.
Son 7-8 aydır haftaiçi hergün günde 2 kere dolmuşa binmek zorundayım. Öyle aman aman bir mesafe de gitmiyorum dolmuşla, bütün kırmızılara yakalansak, trafik keşmekeş olsa, adım başı inen/binen olsa, taş çatlasa 15 dakika. Çoğu zaman 5-7 dakika. Yine de, dolmuşa neredeyse her binişimde sövüyorum. Ana avrat düz hem de. Sebep mi? Sebepler diyelim biz ona…
İstisnasız bütün dolmuşlar leş. Aracın modeli, senesi ne olursa olsun koltuklar yıpranmış, kaplamalar evsiz kusmuğu tadında bir renk almış. Cam dipleri 3 cm kalınlığında toz. Toz da değil o, ekstra yapışkan, macun kıvamlı bi şey o. Tamam, ”bayan doktordan çok temiz” olmasın araban. Beklemiyoruz öyle bir şey. Ama en azından ayda bir yıka(t) şunun içini allahsız! Ekmek teknen lan bu senin, ne pis adamsın sen?
Dolmuşçu tabir ettiğimiz hırtapozlar, nedense ”insan” taşıdıklarını bir türlü kavrayabilmiş değiller. İnsan dimi? En nihayetinde, minimum bir oksijen ihtiyacı, kişisel alan diye bir kavramı olan varlıklar. Arabanın kapasitesi oturarak 12, ayakta da 3-4 kişi ise, 30 kişi sıkıştırmaya çalışma! Arkamdaki bıyıklı amcanın ortama saldığı saf karbon dioksidi solumaktan gözlerim karardı! Yok mu havalandırma denen bir teknoloji? Camı aç lan olmadı! Yook, hayatta olmaz. Hatta, tutar camı açmaya yarayan plastik çıkıntıyı vidayla sabitler dangalak.
Hadi acelemiz var, gözümüz kesti bindik, bari dünyanın en büyük hayrını yapmışşın edası takınma ulan!
Zaten az ilerde trafik ekibi olacak, ayaktakileri çöktürüceksin! O nasıl bir şeydir ya hakkaten? Çökelim, ekip görmesin, dayıya ceza yazmasın! İnadına ayağa kalkıp polise el sallar, ”burda çökmüş 8 kişi var!” mealine gelen işaretler yapardım ama sanırım belirtmeme bile gerek yok: istisnasız tüm dolmuş şöförlerinde değişik türlerde ”emanetler” mevcut. Yerse…
Hadi yedin bi bok, balık istifi doldurdun leş arabanı, içeriye gıdım oksijen girmesine de izin vermiyosun. Bari insan evladı gibi kullan şunu da, tanımadığım bir dolu adama mütemadiyen sürtünmek zorunda kalmayayım! Hepsi mi it gibi kullanır arkadaş arabayı? Kırmızıya rağmen gaza köklenmeler, sanki öndekine tur binidirecekmiş gibi son anda fren yapmalar. Yola eğlence olsun diye çiziyolar o beyaz çizgileri zaten! Bunlar mı şimdi en asil duygunun insanı? E, ful Cengiz Kurtoğlu ama bunlar?
Diyelim ki, herifle ağız dalaşını müteakip sopalı bıçaklı kavgaya tutuşmadık ve inmek istediğimiz yere yaklaşıyoruz. Peki inebilecek miyiz tam olarak istediğimiz yerde? Pek mümkün değil. Yol ağzında (bunu da Ankara’da öğrendim ya neyse) dersin, iki yol ağzının geometrik olarak tam ortasında indirir apaçi! Makul bir mesafe kala, ışıklarda dersin, kesinlikle sağ şeride yanaşma niyeti sergilemez. Neyse ben sol şeritte de iner, arabaların arasından geçerim dersin, tam o esnada yeşil yanar, dayı yardırır devam eder. E ben ışıklarda demiştim?! Duymaz ki o, Tatlıses (ya da bu mallar her ne bok radyoyu dinliyolarsa) son sestir arabanın içinde! Kendisi şurda burda inecek var mı diye sorduğunda, sen bunu duymazsan sıçtın ama! İnerken okkalı bi küfürü yedin.
Sinirlerimi yıprattınız ulan!
Allah böyle toplu taşımanın bin belasını versin!
PS: Araba istiyorum! Effectivement yardım kampanyası için Ziraat Bankası TL hesap no….
Kim ne demiş?