Arşiv

Archive for the ‘Siyasi durumlar’ Category

Irrécupérables Français!

Nisan 27, 2009 Yorum yapın

sarkozy-kouchner

(Gizli bir okurum zahmet etmiş, ”Bu Fransızları ne yapmalı?”başlıklı yazımı Fransızca’ya çevirmiş sağolsun. Çeviri üzerinde bir miktar çalıştıktan sonra burada yayınlamaya karar verdik. Yorumlarınızı bekliyoruz.)

(traduction de Ival revue par l’auteur)

Des ostrogoths, voilà tout. Il ne faut attendre d’eux ni de faire preuve de diplomatie ni de renoncer ne serait-ce qu’un instant à la légendaire arrogance française afin d’analyser les événements avec un brin d’objectivité.
On ne présente plus – à gauche sur la photo – le Président de la République Française Nicolas Sarkozy (il ira loin ce petit).
Je n’en peux plus de traduire ses discours ; sa bougeotte, ses ricanements si peu présidentiels, sa manie de se toucher le nez, ses hommages sans considération ont fini par me rendre malade. « Comme si tu te le tapais si souvent ? » me direz-vous. Eh bien figurez-vous que je le croise plus souvent que ma sœur qui habite pourtant sous le même toit.

Certains peuvent ne pas connaître celui qui figure à droite. Rien de plus normal. Il s’agit de sieur Bernard Kouchner, Ministre des Affaires Etrangères de son état. Même si je vois ce bon-à-rien moins fréquemment que son compère Sarkozy, il semble que lui non plus n’arrive pas à contrôler ses membres articulés et à articuler sa parole. Lors de la conférence de presse qui suivait le sommet pour l’union pour la méditerranée, il a carrément prié son homologue turc Ali Babacan de se grouiller car il avait un autre rendez-vous. L’interprète a, fort professionnellement, utilisé une formule plus délicate du type « un programme chargé nous contraint à limiter la durée de ce rendez-vous avec la presse ». Quand je vous disais que la diplomatie leur était totalement étrangère…

Mais cela ne nous dit toujours pas pourquoi ils déclenchent en moi un tel énervement. Je m’explique. Si vous suivez l’actualité, vous savez sans doute que la Turquie avait exprimé ses réserves sur la candidature de Rasmussen au poste de secrétaire général de l’OTAN et qu’Obama, lors du sommet Etats-Unis-UE qui se tenait à Prague juste avant sa venue à Ankara, a soutenu explicitement l’entrée de la Turquie dans l’UE. Notons au passage que ceci n’est pas un scoop : les Etats-Unis soutiennent avec une constance sans faille l’entrée de la Turquie dans l’Union.

Commençons par ce qui m’a énervé chez Kouchner ; mon véritable énervement provient de Sarkozy.
Sieur Kouchner, invité d’Apathie sur RTL – sinistre individu dont je ne détaillerai pas la position clairement antiturque – déclare qu’il n’est plus favorable à l’entrée de la Turquie dans l’Union depuis le sommet de l’OTAN. Ce retournement de veste s’expliquerait donc par le fait que la Turquie a osé exprimer clairement sa position et choisi de peser dans les négociations. Et, comme elle pourrait remettre ça dans le cadre de l’UE, mieux vaudrait donc ne plus la soutenir. Et puis quoi encore ? On devrait peser autant que Malte ou Andorre ? On n’aurait pas le droit de défendre nos intérêts ? Apparemment, on devrait dire amen à tout et ne pas prétendre avoir la moindre influence sur le fonctionnement de l’union !

Bon et Sarkozy alors, qu’a-t-il fait celui-là ? Interrogé sur le soutien d’Obama à la candidature turque, il a déclaré que l’élargissement était l’affaire des pays membres et que sa position – contre, donc – ne changerait pas. Tout est dans le « ne changerait pas ». Voilà un homme qui peut affirmer que sa position ne changera pas, indépendamment du fait que les négociations en vue d’une adhésion à part entière sont ouvertes avec l’ensemble des pays membres et des progrès éventuels de la Turquie pour se conformer à l’acquis communautaire – c’est d’ailleurs la raison d’être du processus d’adhésion. Ce qui pose naturellement la question suivante : une fois que la Turquie sera (soyons optimistes) démocratique, qu’elle aura réglé les conflits historiques, normalisé les relations diplomatiques avec ses voisins, qu’elle sera devenue moderne, quelle pourra alors être l’attitude de Sarkozy ? « OK, vous remplissez les critères de Copenhague mais je ne veux pas de vous, NA ! ». «Mais vas-y, roule-toi par terre tant que tu y es ! » ?

Alors comment aurait-il pu ou dû s’y prendre ? Son hostilité envers la Turquie n’est un secret pour personne. Que le gars soit étroit d’esprit non plus. Il n’est d’ailleurs pas le seul dans l’Union aujourd’hui opposé à l’entrée de la Turquie. Il y a notamment Merkel, dont la position hostile à une adhésion est claire mais plus subtilement exprimée : « Les négociations d’adhésion avec la Turquie sont entamées mais je doute que ce pays soit déjà prêt ». Pareil pour Barosso : « Nous remercions Obama pour ses propos. Les négociations continuent ».

Des ostrogoths, qu’on vous dit !

Bu Fransızları ne yapmalı?

Nisan 7, 2009 6 yorum

sarkozy-kouchner

Bu iki adam terbiyesiz, başka bir şey değil! Ne diplomasiden anlıyorlar, ne de kalkık Fransız burunları bir an olsun indirip, olaylara daha objektif bakabilme kabiliyetine sahipler. Soldaki, malumunuz Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy (zaten götü yere yakın adamdan korkacaksın!). Konuşmalarını çevire çevire gına geldi; bir türlü yerinde duramamasına, bir Cumhurbaşkanı’ndan beklenmeyecek cıvıklıklarına, konuşurken habire burnunu ellemesine, hitaplarda sürekli gevşek gevşek sırıtmasına kıl olmuş durumdayım. ”Sanki ne kadar görüyosun ki adamı?” diyecek olanınız varsa hemen cevap vereyim: aynı evi paylaştığımız ablamdan fazla!

Sağdakini hepiniz bilmeyebilirsiniz, normaldir. Efendim, kendisi Fransız Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner. Kendisini Sarkozy’den çok daha az görmeme rağmen, bu hayta da kankası Sarko gibi eline koluna pek hakim olamaz, gevşek gevşek konuşur. Akdeniz İçin Birlik Zirvesi’nde Ali Babacan’la yaptıkları bir basın toplantısında Babacan’a resmen ”hadi hadi, çabuk konuş, başka bir görüşmem var” demiştir kendisi. Allahtan ardıl (consecutive) yapan çevirmen hanım bu patavatsız adamın laflarını ”programın yoğunluğundan dolayı basın açıklamasını biraz kısa tutmamız gerekecek” diye çevirmiştir. Dedim dimi diplomasiden anlamıyolar diye?

Peki niye kızdım ben bunlara akşam akşam? Açıklayayım. Gündemi takip ettiyseniz,  NATO zirvesi sırasında Rasmussen’in ittifakın genel sekreterliğine getirilmesi konusunda Türkiye’nin çekincelerini dile getirdiğini ve Barack Obama’nın Ankara’ya gelmeden önce Prag’da AB-ABD zirvesinde yaptığı konuşmada Türkiye’nin AB üyeliğine çok güçlü şekilde destek verdiğini biliyorsunuzdur. Zaten Amerika, geleneksel olarak Türkiye’nin üyeliğine hep destek vermiştir. Yeni bir şey yok yani.

Önce Kouchner ne halt etti onu anlatayım. Asıl Sarkozy tepemi attırdı çünkü! Efem, bu adam, bu sabah  Fransız radyosu RTL’de Jean-Michel Apathie‘nin konuğu oldu (bu herif de Türk düşmanının önde gideni ya, ona hiç girmiyorum). Türkiye’nin AB adaylığına önceden destek verdiğini ancak bu fikrinin NATO zirvesi sonrasında değiştiğini belirtti. Beyimin bu çarkının sebebi, Türkiye’nin Rasmussen konusunda çetin ceviz çıkması ve yeri gelince müzakere masasında etkili bir ülke olduğunu göstermesi şeklinde özetlenebilir. Türkiye, aynısını AB çatısı altında da yapabilirmiş, o yüzden artık desteklemiyormuş üyeliğimizi. Yok ya?! Malta mı anam burası, yoksa Andorra mı? Ulan tabi savunucaz kendi çıkarlarımızı? Herşeye eyvallah deyip, birliğin işleyişine zerre karışmamamızı bekliyordu heralde!

Peki, Sarkozy ne yaptı? Barack Obama’nın Türkiye’ye verdiği desteğe şöyle bir cevap verdi: Genişleme AB üye ülkelerinin bileceği iştir, ben zaten Türkiye’nin birliğe adaylığına karşıyım, bu konumum DEĞİŞMEYECEK! Anlaşıldığı üzere, anahtar kelimemiz ”değişmeyecek”.  Be adam! Tüm üye ülkelerin onayıyla müzakere süreci açılmış, bu süreç Türkiye gerekli reformları yaptıkça, AB müktesebatına uyum sağladıkça ilerleyecek. Bu süreç, zaten bu işe yarıyor! Sen nasıl tutar da ”konumum değişmeyecek” dersin? Türkiye, batılı anlamda demokratik, tarihten gelen sorunlarını çözmüş, komşularıyla ilişkilerini normalleştirmiş, son derece modern bir ülke olduğunda (inşallah) ne yapacaksın? Tüm Kopenhag kriterlerini yerine getirdiniz ama ben sizi almicam, bana ne, bana ne, mi diyeceksin? Ayaklarını yere vura vura ağla bi de istersen!?

Bu densiz lafları edeceğine ne yapacaktın peki? Cümle alem zaten biliyor senin Türk düşmanı, dar kafalı herifin teki olduğunu. Ayrıca, birlik içinde Türkiye’nin üyeliğine şu anda karşı olan bir tek sen de değilsin. Merkel de karşı. Ama kadın ne yaptı? ”Türkiye ile üyelik süreci başlamıştır ancak Türkiye’nin şu anda üyeliğe hazır olduğunu düşünmüyorum” gibilerinden bir laf etti. Anlaşılıyor dimi şu anda bu üyeliğe karşı olduğu? Barosso ne dedi? ”Barack Obama’nın Türkiye konusunda sarf etmiş olduğu sözleri olumlu karşılıyoruz. Müzakere süreci devam etmektedir”.

Terbiyesiz adamlar ya!

Bindik bir alamete!

Mart 29, 2009 Yorum yapın

sham elections

Sorumlu ve biraz da meraklı her vatandaş gibi biz de televizyonun başından ayrılamıyoruz son birkaç saattir. Bu durumdan en çok da bağırsaklarım muzdarip! Şaka bir yana, bu blogun ruhuna uygun olmadığı için parti ve aday ismi zikretmeyeceğim. Tek endişem, son yarım saattir televizyonlar ve çeşitli adaylar tarafından beynimize kazınan ”aksaklıklar” ve ”sıkıntıların” tam bir seçim rezaletiyle sonuçlanabilecek olması ihtimali.

Bazı semtlerdeki sandıklardan elde edilen bilgilerin YSK’ya ulaşmaması, bu semtlerin bazılarında elektriklerin (her halde birileri tarafından bilinçli olarak) kesildiği iddiaları ve partililerin benzer durumlar karşısında uyanık olmaları yönündeki çağrılar, önümüzdeki günler ve hatta haftalar boyunca Türkiye’nin gündemini meşgul edecek konular hakkında hiç de olumlu sinyaller göndermiyor.

Biraz da hayalgücümün yardımıyla düşünebildiğim iki uç senaryoyu paylaşmak istiyorum.

  1. Birinci ve iyimser senaryo: Yukarıda bahsettiğim iddilar, açılan sandık sayısı arttıkça yerini yavaş yavaş sükunete bırakır. Özellikle İstanbul ve Ankara  gibi kritik şehirlerde Büyükşehir Belediye Başkanlıkları şaibeye yer bırakmayacak farklarla kazanılır ve nispeten gergin geçen birkaç saatin ardından herşey normal bir seçim sonrası olması gereken haline döner.
  2. İkinci ve karamsar senaryo: Yukarıdaki iddialar, saatler ilerledikçe iyice körüklenir, parti teşkilatları sahip olduklarını iddia ettikleri verileri iyice çarpıtarak yandaşlarını galeyana getirir. Artık bu noktadan sonra, yolsuzluk iddiaları havada mı uçuşur, gençlik kolları adı altında örgütlenen bıçkın delikanlılar sandık mı basar, farklı siyasi gruplar arasında sopalı, bıçaklı ve hatta düpedüz silahlı meydan muharebeleri mi çıkar, mesele Anayasa Mahkemesi’ne götürülür de Türkiye uluslararası boyutta bir seçim rezaletiyle mi gündeme gelir, orası size kalmış.

Umalım da, Zimbabve vari seçim hikayelerinin kaynağı olmasın Türkiye. Bir beş sene daha yollar rezil olsun, her yağmurda seller aksın, şehirlerimiz çirkin, kirli ve kasvetli betonarme yığınları haline gelsin çok daha iyidir!

Vatandaşım, vatandaşsın, vatandaş…

Mart 29, 2009 Yorum yapın

seçmen kartım

İlk kez yerel seçimlerde oy kullandım bugün. Zaten her gün, kafana estikçe kullanamıyosun dimi? Dur bi gideyim Çankaya belediye başkanını değiştireyim şeklinde işlemiyo sistem. O yüzden isabet olmuş bugün kullanmam. Geçen genel seçimle birlikte de ikinci kez oy kullanmış oldum. Hayırlısı olsun! Kullanan diğer herkesin de oyu hayırlı olsun tabi ki. Ha, gittin hayırsız uğursuz bir adam/adamlara verdiysen oyunu, evet mührünü yıllardır hizmet adına bir halt yapmadığı aşikar olan bir ismin altına bastıysan, hayırlı olmasını pek bekleme. Kendi siyasi görüşümü yansıttığı için söylemiyorum ama şu an itibariyle 159 bine yakın kişinin tıklayarak destek verdiği şu oluşum bu fikrin başka biçimde vücuda gelmiş hali bana göre.

Neyse, seçim yasaklarına takılmadan devam edelim. Aylardır mahalle muhtarına gidip ”ben artık burda yaşıyorum” diyemediğim için genel seçim zamanından kayıtlı olduğum yerde, yani okulda kullanmak durumunda kaldım oyumu. Git gel biraz vakit aldı ama çok da kötü olmadı hani. Arkadaşları falan gördüm, öyle çok da beklemedim. En fazla 15 dakika. Buraya kadar herşey güzel de, görevli arkadaş niye beni sıra numaramı öğrenmek için listenin asılı olduğu yere yolladı anlamadım? Demiyo musunuz T.C. kimlik numaralı nüfus cüzdanı yeterli hede hödö diye günlerdir? Ayrınca o liste soyadına göre alfabetik! Ordan ha 148 numarayı bulmuşsun, ha benim soyadımı? Yapsan nolacak? Gıcık.

Ayrıca ne ilkel bir sistemdir nan? Yok mürekkep bulaşacak, aman güzel katlayayım da sandıklar açıldığı vakit mührü Ahmet’e mi bastım Cemal’e mi koklattım hemen anlaşılsın. Neyse ki bu gibi sorunlar yaşayan tek ülke biz değiliz. 2000 yılında, Geogre W. Bush’un ilk kez başkan seçildiği seçimlerde Florida ve Teksas eyaletlerinde de ”dimpled chads” vakası meydana gelmişti. Bu amcamlar, o zamanlar kime oy verdiğini belli etmek için pusula da işaretli bi yeri dürtüyolardı delgeç misali. Kopup düşmesi gereken parçalardan (chad dediği amerikalının) bazıları asılı kalınca ve hatta bazılarında sadece bi zorlama izi oluşunca ortalık epey karışmıştı. Sonuçta ne oldu dersen; falsolu oyların alayını saydılar, Al Gore’a yazık ettiler. O oldu. Velhasıl, zor mesele seçim.

Çankaya ve Ankara Büyükşehir Belediye için oyumu kime verdiğimi burdan ilan etmenin manası yok ama muhtar meselesinde sıkıntı görmüyorum. Zaten pusulası falan da yok, sevimli gibi muhtar zarfı. Diğerlerinden ayrı gibi. Sanki bi ilçe, bi büyükşehir belediye bi de Ankara lolipop ve oyuncak merkezi için oy veriyomuşsun gibi. Tamam o kadar olmasa da, daha bi hafif. Kabul edelim. Sandık başında öğrendim ki, zaten iki tanecik aday varmış (cık cık cık, sorumsuz seçmen!). Biri, halihazırda Üniversiteler Mahallesi Muhtarı olan Hamdi Sözeri. Zaten kampüsün içindeki kebapçıdan da biliyoruz ismini. Diğeri aklıma bile kalmamış bak. Ben de verdim Sözeri’ye. Gerçi iki seneden fazla zamandır gitmiyorum kebapçıya ama bi daha gidersem ben size vermiştim oyumu muhabbeti yaparım heralde.

YSK’ya da sitemlerimi iletmek istiyorum burdan (sıkı takipçim). Keşke elimi boyayaydın da, kasada parmağı gösterip iki bira alabilseydim! Olmaz olmaz, bugün çekti işte canım görünce. Yasak olunca daha mı cazip ne? :p

Hayırlı olsun, ne diyelim. Ankara başta olmak üzere artık bi değişikliğin vakti geldi sanki? Ama kofti olmasın, change we can believe in olsun :)

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.