… ve sonunda: iPad!
Bir Steve Jobs klasiği… ve iPad.
Yerba Buena Center’daki tanıtımla birlikte insanlık tarihi değişmedi. Evet, kabul ediyorum. Ve hatta bir önceki yazıda belirttiğim tahminlerin ikisinde de ciddi biçimde yamuldum. iPad’de (artık Eskimolar ve Afrika’nın en ücra köşelerindeki birkaç kabile hariç herkesin bildiği üzere) klasik anlamda bir kişisel bilgisayar işletim sistemi yok. Temel olarak iPhone işletim sistemi üzerine kurulu bir ürün. Her ne kadar daha taşınabilir bir MacBook beklentisine girmiş bilgisayar meraklıları hayalkırıklığına uğradıysa da, Apple ürün gamına ve piyasanın durumuna göre iyi bir konumlandırma yapmış gibi görünüyor. Zira, o boyutlardaki bir üründen (9.7 inç ekran) MacBook performansı elde etmek ve bunu makul bir fiyata satabilmek günümüz teknolojisiyle neredeyse imkansız.
Makul fiyat demişken gelelim yamulduğum 2. noktaya… Aslında yamulmaktan ziyade şaşırdım demeliyim çünkü iPad 3G özelliği olup olmamasına ve harddisk seçeneğine göre 499-829 dolar aralığında satılacak. 750-1000 dolar arası diyerek üst limiti tutturduysam da şahsen 500 dolarlık bir ürün beklemiyordum. Neyse en azından fiyat konusunda yanılan bir tek ben değilim. Piyasa gözlemcilerinin çoğu gibi Le Monde bloglarından L’actu en patates‘ın sahibi Martin Vidberg de Apple’ın sağını kollarken soldan ağır bir darbe almış durumda.
Gelelim zurnanın zırt dediği noktaya… iPad Effectivement rezidansında kendine bir yer edinebilecek mi? Kısa vadede muhtemelen hayır ama uzun vadede sanıyorum evet.
Flash desteklemese bile sağladığı yeni Internet deneyimi, e-kitap olayı, iWorks, iPhone uygulamalarını çalıştırması, son derece keyifli olduğunu tahmin ettiğim video deneyimi, yazılım geliştiricilere sunduğu imkanlar vs… Her şey güzel. Fakat sonuç olarak iPad elit, niche bir ürün. Evde bir iMac, çantada bir MacBook Pro veya MacBook Air olmadıkça, uçağa binmeden önce NYT’de ne varmış yokmuş bir bakmak gibi bir derdiniz yoksa pek de sizin için değil iPad.
Ha, bu tespite katılsanız bile ikinci bir iPhone çılgınlığı görmeyeceğimizin garantisi yok, o başka.




Kim ne demiş?