Arşiv

Archive for Ocak 26, 2010

Post-Arabesk Öyküler No:2 Patatesli Gözleme

Pazartesi sabah 7:00’da acı acı çalan nokia 9310’un alarmı ile uyandı Yiğit. Pazartesi sabahlarının soğukluğu ayrı bir sıkıntı yaratıyordu herkes gibi onda da. Belki de diğer insanlar ile en çok benzeştiği nokta buydu. Herşeyden önce ismi Yiğit’ti. Zaman zaman daha ne kadar kötüsü olabilir ki diye ismi hakkında düşünmekten alıkoyamıyordu kendini. Ama yine de tüm Yiğitler gibi yakışıklı olmasının ekmeğini de yemişti zamanında.

Yataktan kalktı, terliklerini giydi ve banyoya gidip elini yüzünü yıkadı. Akabinde işedi. İşedikten sonra bir an durup neden önce işeyip sonra ellerini yıkmadığını düşündü. O an bünyesini derin bir pişmanlık duygusu kapladı fakat buna rağmen ellerini tekrardan yıkamayı göze alamadı.

Yatak odasına geri dönüp gömleğini ve pantolununu giydi. Eşi Ceren 9310’un acı çığlılarına alışkın olduğu için uyanmamış, tam tersine mışıl mışıl, hatta ve hatta düşük bir desibel değerinde horlayarak uyuyordu. Yiğit kravatını bağlarken, yorganı Cerenin açıkta kalan kalçasını örtecek şekilde çekti. Daha evleneli 1,5 yıl olmuştu fakat Ceren’in kalça çapı, ufak çaplı bir zırhlı araç tamponuyla yarışacak düzeye erişmişti.

Bir mayıs günü, Starbucks’ta tanıştıkları o ilk günü hiç unutamıyordu Yiğit. Köpeği Zeplin ile çıktığı yürüyüşü yarıda keserek bir kahve molası vermişlerdi. Zeplin kahve içmeyi sevmediği için Yiğit kahve içecek, Zeplin ise havlayarak Starbucks’taki insanları rahatsız edecek, aynı zamanda eğer ortamda mevcutsa parlak çizgili adidas eşorfmanı ve beyaz convers’i olan kızların dikkatini çekecekti.

Zeplin’le Yiğit anlaştıktan sonra Yiğit Starbucks’tan buz gibi bir Java Chip Chocolate aldı, bahçedeki masaya bıraktı. Önce zeplini masanın ayağına bağladı, akabinde sandalyesine oturdu. Yiğit oturmuştu oturmasına ama sanki biraz önce söz veren kendisi değilmiş gibi huzursuzlanmaya başladı Zeplin. Yiğit “rahat dur oğlum”, “otur bakayım” gibi emirlerini bariton sesi ile çok kararlı bir şekilde veriyor, bu da karizmasının etrafa, bir ançuezli pizza kokusu gibi yayılmasını sağlıyordu. Artık Starbucks buram buram Yiğit kokuyordu. Nitekim Starbucks ahalisi buna kayıtsız kalamazdı. Takribi olarak 8 dakika geçmişti ki starbucks ahalisinin en “yollusu“ Ceren, Yiğitin masasına yaklaşarak Zeplin’i sevmeye başladı. Yaklaşık 10 saniye sonra ise korkulan oldu ve Ceren’in dudaklarından o mucizevi kelimeler dökülmeye başladı.

-Ne tatlı şeeey. Adı ne bunun?

Yiğit sevinçten altına edecek gibi oldu. Normal insanlar korkudan altına ederken Yiğit yine normal olmadığı bir alanda, alışılmış dışı bir davranış sergiliyordu. Köpek almasının altında yatan gerçek sebebi tekrardan hatırladı. Sonunda nefesini içine çekerek ;

-Zeplin, dedi Pavarotti edasıyla. Ceren ise:

-Çok tatlı bişey bu yaa. Ben şeni yerim yerim, oy oy oy ne çirkin şeysin sen yaaa, dedi.

İşte o an belki bu iki genç de farkında değildi ama dünyanın en kötü ilişkilerinden birisinin temelleri atılıyordu.

Fazla zaman geçmeden muhabbet koyulaşmaya başladı. Zeplin bu durumdan fazlası ile rahatsızdı.

-“Yiğit’in yanına bir de Ceren mi?” diye düşünürken uzun uzun havlıyordu. Korkudan altına etmek üzereydi ve bir şeyler yapması gerekiyordu.

Yiğit yıllardır obua çaldığından bahsederken, Ceren hayranlıkla onu izliyordu. Arada lipstick’ini çıkarıp dudağında anlamsızca gezdiriyor, bazen de lacivert yuvarlak kutulu nivea kreminden sürüyordu eline. Ceren sürdüğü kremi eline yerdirmeye çalışırken ayağında tatlı bir sıcaklık hissetmeye başladı. Mayıs ayında ugg giymenin cezasını çektiğini düşünürken Zeplin’in sağ ayağına işemiş olduğunu farketti.

-Ah seni yaramaz şey, seni çirkin şey, niye işedin bakayım ayağıma? Hmm, seni çirkin şey seni. Seni ben yerim yerim yerim dedi.

İşte bu noktadan sonra Yiğit’in tek hatırladığı şey nikah masasında Ceren’in böğrü yanmış yabani bir hayvan gibi “EVET” deyişiydi.

.

.

.

Yiğit odadan çıkmadan Ceren’e son bir kez baktı. Onu öpmek içinden gelmedi. Mutfağa gidip buzdolabını açtı. Peynir, zeytin, reçel, tereyağ gibi temel kahvaltılıkların bulunduğu kahvaltı seti’ni çıkardı dolaptan. Masaya oturmadan bir tane siyah bi tane de yeşil zeytin yedi.

Eğer annemi dinleseydim şu anda patatesli gözleme yiyor olabilirdim diye geçirdi içinden ve işe gitmek üzere yola koyuldu.

Categories: Uncategorized
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.